Son İletiler

Sayfa: [1] 2 ... 10
1
AiLE - TOPLUM / Evli erkek başka birine aşık olabilirmi?
« Son İleti Gönderen: BAHADIR Bugün, 00:32 »
Önceleri "Hayır olamaz" cevabı verirdim bu soruya.
Sadece bekar erkekler aşık olabilirdi bana göre.
Evli erkek sadece karısını sevebilir olsa olsa karısına aşık olabilirdi.
"Büyük lokma ye büyük söz konuşma" demiş atalarımız
Büyük konuştum başıma geldi.
Şimdi "Elbette canım tabiki evli erkeklerde aşık olabilir" felsefesinin en ateşli savunucuyum.
Evet evliyim ama itiraf etmeliyim ki başka bir kıza aşığım...
O kadar güzel ki anlatamam...
Kömür gibi gözleri hilal gibi kaşları ince uzun kirpikleri bembeyaz teni var. Hele o iki yanağındaki gamzelerine bayılıyorum.
Bakışları servete gülüşü dünyaya bedel Elimde değil seviyorum.
Aşk ne uyruk ne dil ne de medeni durum dinlemiyor.
Daha önce acımasızca eleştirdiğim evli erkekleri şimdi daha iyi anlıyorum.Ona olan sevgimi tutkulu aşkımı ifade edecek kelime bulamıyorum.Hiç aklımdan çıkmıyor.Kara sevda bu olsa gerek.
Ama ben bu sevdanın kara olduğunu düşünmüyorum.Bembeyaz rengarenk tıpkı ay gibi gökkuşağı gibi...
O da beni çok seviyor.Yanımdan ayrılmak istemiyor.Sürekli Beraber olalım istiyor. Birlikte çok iyi vakit geçiriyoruz.
Onu mutlu etmek için bin bir türlü komiklikler yapıyorum birlikte gülüşüyoruz.Başını omzuma dayayıp öyle dakikalarca beklemek istiyor. Bazen ben mi onu o mu beni çok seviyor bilemiyorum.
Ama galiba ben daha çok seviyorum. Eşim herşeyin farkında...
Birbirimize olan aşkımızı o da biliyor.Evet oda biliyor.
Bense ikisinden de ayrılmak istemiyorum.
Hep birlikte vakit geçirmek üçümüzü de çok mutlu ediyor.
Karım ben ve biricik aşkım canım kızım...


(alıntıdır)


2
Nevra Karlının Kaleminden / Müslüman Kadın Dile Düşünce...
« Son İleti Gönderen: Nevra Karlı 19-Mayıs-2012, 22:37 »
   Müslüman kadın dile düşünce

 Dil tat alma ve konuşma organımız… Dil, aklın en önemli tezahürlerinden biridir. Bu ülkede Müslüman kadın şimdiye kadar hiç böyle dile düşmemiştir. Bir yandan fazlasıyla rahatsız edicidir bir yandan da fazlasıyla ümit verici ve iyi… 


Martin Hiedegger “dil varlığın evidir” der. Bu sözünü tüm kalbimle ve aklımla doğruluyorum.
 
Tüm insanlar kendisini dil ile ifade eder. Kendimizi ifade etmek demek varlığımızı ortaya çıkarmak demektir.
 
“Dilde olmak varlığın bir dışa vurum tarzıdır”(İhsan Fazlıoğlu)
 
Müslüman kadın dile düşmeye başlamışsa özne olmaya da, ifade edilmeye de kendisini varlık olarak ortaya çıkarmaya da başladığının en önemli kanıtıdır.  Yani Müslüman kadın artık varolmuştur, varolmaya da devam ediyordur.
 
Toplumumuzda Müslüman kadın düştüğü dillerde hep olumsuz karşılansa da bu durum aslında önemli derecede iyidir.  Tabii biraz İslam tarihi yapmak gerek.
 
 Abbasiler dönemindeki ihtişamlı hayatta hür Müslüman kadınlar maalesef evlerde haremlere kapatılmıştır. Savaş ve ganimet yoluyla İslam topraklarına akan cariyelerle serbest hayat yaşayan Müslüman erkekler, hür Müslüman kadını ezmiştir. Onu evlere kapatmış, tüm haklarını haremde kocasını elinde tutmak için güzel cariyeler sunan zavallılara dönüştürmüştür.
 
Cariyeler eğitimden geçirilmiş, köşklere hanım olmuş, halifelere evlat doğurup sultan olmuş iktidar ve siyasette ciddi roller almıştır.
 
Hür Müslüman kadın ise kocasını elinde tutabilmenin zavallılığıyla güzel cariyeler sunan bir aptala dönüştürülmüştür.
 
Bu gün Sibel Üresin gibi zavallı kadınlar da Abbasiler döneminde kocalarını ellerinde tutabilmek için cariyeler teklif eden bu zavallı kadınlardan hiç de farksız değildir. Üstelik bu çağda bu durumları zavallılıklarını iki katına çıkarır.
 
Ama çok şükür ki çağ değişti. Bilgiye ulaşmak artık kadın için hiç de zor değil. Bu gün cariyeler değil özgür Müslüman kadınlar da okumakta, bilgiye ulaşmakta ve dile düşmektedir.
 
Bu gün zenginleşen kesimimizde Müslüman kadının kültürünü ve güzelliğini eksik bulan Müslüman erkek, şirret, frapan seküler kadınlarla hayat geçirmeye başlamış evdeki kadınını da dışlamaya… Kendi durumunun farkına varan Müslüman kadın varoluşunun nasıl da yok edildiğini görmüş ve tedbirini almıştır.
 
Müslüman kadın daha da dile düşecektir. Yozlaşma derseniz o kadar yozlaşma varlığımıza pek iyi gelir efendim.
 
Hacer Aydın - Haber 7
3
Nevra Karlının Kaleminden / KOCAYA ANNELİK ETMEK
« Son İleti Gönderen: Nevra Karlı 19-Mayıs-2012, 22:30 »
   Kocaya Annelik Etmek

  Nerde kaldın? O arkadaşınla konuşma! Onu hiç gözüm tutmadı. Neden bunu aldın? Para harcamayı bilmiyorsun... 

 

Çok ayıp oldu, orada onu söylemen, ben utandım!

O bardağı oraya koymayacaktık.

Üşütürsün üzerini kalın giy.

Hani o çorabı oraya atmayacaktın, kaç kez konuştuk.

Bunu mutlaka yemelisin, çok faydalı.

Yemeğin tuzu az; çünkü sana dokunuyor, biliyorsun, sakın tuz atma.

Faturaları yatırdın mı?

Erken uyu, ne oturuyorsun ki, sabah işe gideceksin...

Yukarıdaki cümleleri sizce kim kime söylemiş olabilir? Anne çocuğuna- kadın kocasına- koca karısana? İlk akla gelen anne çocuğuna söylemiş olabilir. Fakat bu cümleleri kadınlar sadece çocuklarına değil; kocalarına da sürekli kullanıyorlar. Bu cümlelerin erkek üzerinde etkisi nedir? Karı koca ilişkisini nasıl etkiler?

Anneler günü münasebeti ile geçen haftadan beri anneliğin kıymeti üzerine konuşuluyor, yazılıp, çiziliyor. Annelik kadında kuvvetli bir yaratılış kodlamasıdır. Annelik; sevmek, beslemek, büyütmek, korumak, terbiye etmek...gibi pek çok güzel hasletleri barındırır. Kadının anne olması için illa çocuk doğurması gerekmez; kız çocuklarında bile görürsünüz annelik hallerini. Oyunları hep evcilik üzerine kurulur, oyuncak bebeklere annelik ederler.

Annelik güzeldir çocuğunuza yaptığınızda. Fakat biz kadınlar kendimizi anneliğe öyle bir kaptırıyoruz ki sevdiklerimize annelik yapmaya çalışıyoruz. En çok da eşlerimize.

Kadın erkeğe hem eş, hem anne olamaz. Hiçbir erkek kendine annelik eden bir eşi, sevgili gibi göremez.

Kadın bu annelik rolünü genellikle iki şekilde yapıyor. Ya fazlaca anaç bir tavırla yapıyor: Erkeği üzüntülerden ve hastalıklardan korumak için sürekli ilgilenerek, "aman bir emri olursa" diye etrafında pervane olarak ya da onun alması gereken sorumlulukları alarak. Fakat bu üçü de evliliği olumsuz etkiliyor. Bir kadının kocasına hizmet etmesi güzeldir, sevaptır fakat dozunda ve ayarında. Kadın kendine de naz payı bırakmalı.

Kadın eşinin nelerden memnun olup nelerden memnun olmadığını gözlemlemeli onu memnun etmek istiyorsa. Yoksa annesinden gördüğünden ya da kendi kafasında oturttuğu doğrulardan yola çıkarak davranırsa hayal kırıklığına uğrayabilir. Mesela erkek kendi sağlığına dikkat etmiyorsa, kadının erkeği zorlaması tatsızlığa yol açar. Hiç bir yiyecek stres kadar insana zarar vermez. Kocayı koruyayım derken, sinirlerini bozup sağlığının bozulmasına sebep olunuyorsa yanlış yolda olma ihtimali yüksektir, yolu değiştirmek gerekir.       

Her şeyin fazlası zarardır. Erkeğe hizmet edeceğim diye bunu erkeğin başında pişerek yapmamak gerek. Nefes almasına izin vererek ve onun isteklerini de dikkate alarak davranmak gerek. Erkek kendisi için saçını süpürge edecek bir kadın değil, kendisi için süslenip saçını savuracak bir kadın görmek ister. Bu yüzden kadın; yemek ve ev işlerini abartmamalı, dinlenmeye ve kendine bakmaya zaman ayırmalı. Erkeklerin çoğu akşam çok iş yapmış yorgun ve asık yüzlü bir kadın görmektense; az iş yapmış fakat güler yüzlü bir kadın görmeyi tercih eder.

Bazı kadınlar da kocasına annelik etmeyi onu terbiye etmeye çalışarak ya da hükmederek yapmaya çalışır. O zaman kadın kocasına annelik ederken sözü dinlenmediğinde aynen çocuklarına yaptığı gibi; asık yüz, emredici ya da küçümseyici bir ses tonu kullanmaya başlar, sözü daha etkili olsun diye.

Oysa kim olursa olsun, karşımızdakine küçümseyici ses tonuyla sürekli olarak neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini söylüyorsak, aramıza buz duvarları örüyoruz demektir.

Kadının kocasına "ne kalın kafalısın, hâlâ öğrenmedin mi, elli kez söyledim?" anlamına gelecek şekilde sürekli bir şeyler hatırlatması, yanlış yaptığında küçümseyici bakış fırlatması, erkek üzerinde pek iyi etki bırakmaz.

Bir dergide okumuştum, bir araştırma sonucu: "Kadının yüzü asıldığında erkeğin aklına ilk annesi geliyormuş." Çünkü bütün çocukluğu ve gençliği boyunca ona kızan, yüzünü asan, terbiye etmeye çalışan kadın "annesidir." Asık yüz ve hesap soran kadın doğruca anneyi çağrıştırıyor. Kadın böyle bir annelik rolüne girdiğinde erkeğin gözünde bütün çekiciliğini kaybediyor, karısı isterse dünyanın en güzel kadını olsun.

Kadın kocasına annelik yapmaya çalıştığında, erkek de ergenlik dönemlerine dönebiliyor. Ya küsüyor ya da asi bir genç gibi davranarak bağırıp çağırıp, kırıp döküyor. Kadının annelik yapması ne kadar yanlışsa erkeğin de kadının yanlışı karşısında ergenlik tavırlarına girmesi de  bir o kadar yanlış. Kadının hatalı davranışları karşısında erkeğin evin kavvamı, idarecisi olarak daha olgun ve yapıcı davranması gerekir. Nasıl davranırsam karıma işin doğrusu güzellikle anlatabilirim diye düşünüp, çözüm üretmesi lazım.   

Kadının hatası olduğunda erkeğin "Kötüsün işte, kötüsün; kötü kız, kötü kız, kötü olduğunu kabul et" tavırları içinde oğlan çocuğu gibi davranması evin idarecisine yakışmaz. İyi bir idareci şefkati ve otoriteyi birlikte kullanabilendir.

Kadınların en büyük şikayeti: "Ben iyiysem, güler yüzlü isem, eşim iyi oluyor; ben kötüyse canım sıkkınsa eşim benden daha kötü oluyor." Kadına güler yüz yakışır, neşe yakışır; fakat sonuçta insan her daim aynı hal üzere olamaz. Canının sıkıldığı, keyifsiz olduğu günler olur. O zaman da erkeğin eşi ile ilgilenmesi, nazını çekmesi, idare etmesi gerekir. Evlilikte güzel bir iletişim çok önemli ve kadına da büyük bir pay düşüyor. Fakat erkek de pasif konumda değil elbette. O da iletişimde etkin olmaya çalışmalı.

Kadın kocasında hoşuna gitmeyen bir davranış gördüğünde, bunu annelik tavırlarına girmeden söylemeli; erkek de karısında hoşuna gitmeyen bir davranış olduğunda bunu hakaret ederek ya da küçümseyerek değil, sebep ve sonuçlarını izah ederek anlatmalı ve nasıl davranırsa daha çok hoşuna gideceğini söylemeli. İki taraf için de olumsuz bir şey olduğunda "sen böyle söylediğinde ben kendimi şöyle hissediyorum ve rahatsız oluyorum." şeklinde söylenirse ve güzel bir davranış olduğunda mutlaka takdir edilip "böyle yapman çok hoşuma gidiyor, teşekkür ederim" şeklinde olursa iyi bir iletişimin kapısı açılır. Takdir ve teşekkür gönül kapılarının anahtarıdır; kilitleri açar, sevgiyi besler büyütür.

Sema Maraşlı- Haber 7
4
Nevra Karlının Kaleminden / AŞAĞILANAN EV KADINLARI
« Son İleti Gönderen: Nevra Karlı 19-Mayıs-2012, 22:26 »

NE istersiniz bilmem ki bu emekçi ev kadınlarından.Anlamadım gitti. Önüne gelen uğraşır onlarla.Bir laf sokar üzer, sonrada çekip giderler.ONLAR hayat mahkumudurlar kimse bilmez…

 

Gerçekten toplum içinde ‘’ev hanımı’’ olmak bir aşağılanma nedeni gibidir.
Ve şu cümlelerle tanımlanırlar genellikle.
*Bilmem ne beyin eşi çalışmıyor ki O.Yok canım O EV HANIMI.
*Onun eşi EV HANIMI tek maaş onlar tek maaş.(Tek maaş suçlusu )
*AY işte O ev hanımı.(ondan bi cacık olmaz manası)

Belki bir zamanlar onlarında ne emelleri vardı,ama olmadı.Yarım kalan hayalleri,tatlı rüyaları.Kim bilir hayat önlerine  ne engeller koydu bizim bilemediğimiz, onların anlatamadığı.Zamanın ülke gerçekleri.Yarım kalmış okulları,giremedikleri işler.Girseler de çoluk çocuğu rezil olmasın diye yaptıkları fedakarlıklar.Ama işte hayat böyle bir şey NANKÖR.
Yap et kıymetin bilinmesin.En acı olanı da budur işte.

Çevreden olsun,çoğu eş olsun’’ ne işin var akşama kadar evdesin ‘’der çıkar işin içinden.TABİ canım, akşama kadar evde sanki ZİNG atıyorlardır.Sabah kalk çocukları okula gönder.Sonra etrafı topla sil süpür.Tekrar çoluk çocuk evde. Hepsinde bin bir türlü NAZ afra tafra.Tüm sorunlar sana aktarılsın. Sonra akşam yemeği hazırlıkları hiç bitmeyen market ihtiyaçları.

Mutfağa girersiniz bakarsınız bir iki şey eksik bunalmışsınızdır akşama kadar kapalı evde bir de kıyamazsınız okuldan yeni gelen çocuğunuzu göndermeye ‘’hadi otursun dersini yapsın,ben bi koşu gider alırım’’ dersiniz. O sırada makine da asılmayı bekleyen çamaşırlar.Koştur koştur gir mutfağa yap et koy sofraya.Eline sağlık derlerse sevin yani.

Aslında ev kadınları ülke politikalarından en çok etkilenen kesimdir. Zamlar,geçim zorlukları,sağlık problemleri,eğitimdeki sorunlar,geleneksel aile yapısı içinde ezilen,horlanan ve bunun farkında bile olmayan kadınlarımız.O kadar çok ki sayıları.Evliliğin böyle olmasına inanmış.Yani ÇİLE çekmesinin herkesin yükünü taşımanın normalleştirildiği aileler.Normal sayıldığı aileler ve MUTSUZ ev kadınları.

Birde EV KADINI deyince şu EŞOFMAN meselesi ünlüdür. Hani evlendi tamam iş bitti.Üst baş saç baş .Ne yapsın ev hanımı manikür mü yaptırsın her gün bulaşıktan çıkmayan ellerine.RUTİN İştir ev işleri bitti dediğiniz yerde yeniden başlar. Bir müddet sonra sarmala sarar yap dur artık.Moral motivasyonu bozar.Kadın kendi psikolojisini ve evdekilerinkini de ayarlamak zorundadır.
Toplumun çekirdeği AİLE yi ayakta tutma görevi EVKADINLARINA verilmiştir.Ancak onları aşağılamakla da kimin eline ne geçer ANLAMAK GERÇEKTEN ZORDUR.
5
Nevra Karlının Kaleminden / FAYDALI BİR DUA
« Son İleti Gönderen: Nevra Karlı 19-Mayıs-2012, 22:23 »
Korktuğunda veya Yalnızlık Duyduğunda,okunacak dua
   (Allah'ın) gazabından ve cezalandırmasından, kullarının şerrinden, şeytanların dürtmelerinden ve benimle bulunmalarından Allah'ın tam kelimelerine sığınırım.
   Ya Rahman, gökten inen ve oraya yükselen şeylerin şerrinden; (Allah'ın) yerde yarattığı ve yerden çıkan şeylerin şerrinden; gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden;
   ...hayırla gelenler müstesna, gece ve gündüz meydana gelen hadiselerin şerrinden, Allah'ın; ne bir iyinin ne de bir kötünün kendilerini aşamayacağı tastamam kelimelerine sığınırım.
   Allahım, ey yedi gök ve gölgelediklerinin Rabbi, ey yerlerin ve onların taşıdıklarının Rabbi, şeytanların ve saptırdıklan Rabbi, yarattıklarından birinin bana taşkınlık yapması ve zulmetmesi (ihtimaline binaen) topye-kün bütün mahlukâtının şerrine karşı benim koruyucum ol. Sana sığınan azizdir, ismin bereket kaynağıdır. Sen her türlü senadan daha yücesin.. Senden başka ilâh yoktur. İlâh ancak Sensin.
   Allahım, yıldızlar batıp kayboldu, gözler kapanıp uykuya daldı, Sen ise kendisine ne uyuklama ne de uyku ârız olmayan Hayy-u Kayyûm'sun. Yâ Hayy yâ Kayyûm, geceme bir sükunet gözlerime de güzel bir uyku nasib et.
(Abdullah b. Amr b. Âs (R.A), çocuklarından aklı erene bu duayı öğretirdi. Henüz aklı ermeyenler için ise bu duayı bir kağıda yazar ve boynuna asardı.)

 
Yazar:
M.Fethullah Gülen
6
İtikadi mevzular / Ynt: İman ve Vesvese ilişkisi
« Son İleti Gönderen: SİTARE 14-Mayıs-2012, 22:58 »
Rica ederim.
7
Mehmet Şevket Eygi / Ynt: Çok Mühim 33 Madde
« Son İleti Gönderen: SİTARE 14-Mayıs-2012, 22:58 »
Allah c.c. cümlemizden razı olsun.
8
MANEVİYAT-TASAVVUF / Manevi makamlar
« Son İleti Gönderen: Sunguroğlu 14-Mayıs-2012, 22:31 »
Manevi makam olarak alim, veli, şeyh gibi makamlar arasındaki fark nedir?


Veli: Allah'a ibadet ve taat işini eksiksiz yapmaya çalışan müttaki müminlere denir.

İslâm'da âlim; Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerîm başta olmak üzere Resulullah (asv)'ın hadîslerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslâmî ilimlerden gerektiği şekilde haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşmış kimseye denir. Bu kâbiliyetli kimseler temel İslâmî bilgileri aldıktan sonra, belli bir ilim dalında daha çok ilerleyip özel bir ihtisas alanına sahip olurlar.

Şeyh: Tasavvufta, kendisine bağlanan insanları (mürid) tarikat kuralları içinde eğiten mutasavvıf.

Bir insan bu üç özelliği de kendisinde barındırabilir. Mesela Abdulkadiri Geylani Hazretleri hem alim hem veli hem de şeyhtir. Velayet kişinin ibadet yönünü, alim ise ilim yönünü gösterir. İlmiyle amel eden bir alimin derecesi çok yüksek olur.

Hz. Peygamber (asv), âlimleri birçok hadislerinde övmüştür. En çok övdüğü âlimler ise ilimleriyle amel edenler olmuştur. (Dârimî, Mukaddime, 27).

İnsanları ilimleriyle irşâd edip, onlara ilmini duyuran kimseyi Allah toplum içinde sözü dinlenir kimse kılar. (İbn Hanbel, II, 162, 223-224). Buna karşılık ilmiyle dünyaya talip olan âlimler de yine Resulullah (asv) tarafından yerilmiştir. (Tirmizî, İlim, 6). Müslüman daima Hz. Peygamber (asv)'in dua buyurduğu gibi, Allah'tan dünya ve ahiretine yararlı bir ilim ister (Müslim, Zikir, 73; Ebû Dâvud, Vitir, 32; İbn Mâce, Mukaddime, 23).

"İnsanların en hayırlıları âlimlerin en hayırlılarıdır." (Dârimî, Mukaddime, 34, 55)

"Âlimler peygamberlerin vârisleridir." (Buhârî, ilim, 10; Ebû Dâvud, İlim, 1; İbn Mâce, Mukaddime, 17)

buyuran Resulullah (asv), âlimlerin toplumu yönlendirme hususunda peygamberlere vekil ve halef olduklarını beyan etmiştir.

İbn Mes'ud'dan rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:

"Allah Teâlâ kıyamet gününde âlimleri toplayarak buyuracak ki: 'Ben size sırf hayır murad ettim. Bunun için de kalblerinize hikmeti koydum. Haydi girin Cennetime. İşlediğiniz kusurlarınızı mağfiret ettim."

Ebü'd-Derda'dan rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s.a.s.) âlimleri şu şekilde övmüş ve müjdelemiştir:

"Her kim bu ilim yoluna girer ve ondan bir ilim talep ederse; Allah onu Cennet yollarından bir yola koyar ve ilim isteyene melekler kanatlarını gererler. Bunu o âlimin uğraşısından hoşlandıkları için yaparlar. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmadılar. Onlar yalnız ilmi miras bıraktılar. Şu halde onu alan çok büyük bir nasip almış olur." (Buhârî, İlim, 10; Müslim, Zikir, 37; Ebû Dâvud, İlim, 1; Tirmizî, ilim, 19; ibn Mâce, Mukaddime, 17).


sorularlaislamiyet.com
9
İtikadi mevzular / Ynt: Bidat nedir ne değildir
« Son İleti Gönderen: Reyyan 14-Mayıs-2012, 22:28 »
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
(Bid’at ehli, yapacağı değişikliklerle, dini düzelteceklerini, olgunlaştıracaklarını zannederek bid'at çıkarıyor, bid'atlerin zulmetleri ile sünnetin nurunu örtmeye çalışıyorlar. Bunlar, dinin noksanlıklarını tamamladıklarını iddia ediyorlar. Bilmiyorlar ki din noksan değil, kâmildir. Dini noksan sanıp, tamamlamaya [çağa uydurmaya, çeşitli bid’atler çıkarmaya] çalışmak, Maide suresinin, (Bugün sizin için dininizi ikmâl eyledim. Üzerinize olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslamiyet’i vermekle razı oldum) mealindeki 3. âyetine inanmamak olur. (m.260)

Her bid’at sapıklıktır
Sual: Niye faydalı olan bid’atlere itiraz edilir ki?
CEVAP
Faydalı bid’at olmaz. Hâşâ o zaman Allahü teâlâ dini eksik göndermiş olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Okul, kitap gibi dinin izin verdiği faydalı şeylere bid'at dememeli, Sünnet-i hasene, yani iyi iş demeli. Bid'atler, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak gerekir. Hiçbir bid'atte fayda yoktur. Bugün kalbler karardığından, bazı bid'atler güzel görünse de, kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır.

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehenneme götürür.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai]

Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiram ve şimdiye kadar gelen İslam âlimleri, namazı nasıl kılmışlar, ibadetleri nasıl yapmışlarsa, aynen öyle yapmak gerekir. Eklemek ve çıkarmak, dini değiştirmek olur. İbadetlere bid'at sokmakla daha güzel ibadet edilmiş olmaz. (İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) hadis-i şerifini düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır!

Bid’at insan elinin değmesidir
Sual: Bid’at, ilahi hükümler topluluğu olan dinimize insan elinin değmesi diye tarif ediliyor. Peygamberimiz de insan, müctehidler de insandır. Peygamberimiz, farklı hükümler bildirmiştir. Müctehidlerin de, birbirinden farklı hükümleri vardır. Biri bir husus için farz derken, öteki sünnet diyebiliyor. O zaman bu insan eli değmesini nasıl açıklayabiliriz?
CEVAP
Resulullah efendimiz, Allahü teâlânın kulu, elçisi, halifesi ve vekilidir. Vekil, kendisine verilen yetki bakımından asıl gibidir. Yani aslın verdiği konularda yetki sahibidir. Mesela, canları Allahü teâlâ alır. Bunu vekili vasıtasıyla yapar. Bir ayet-i kerime meali:
(Sizin canınızı almaya vekil kılınan ölüm meleği, canınızı alacak; sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz.) [Secde 11]

Halife ve vekil, yaklaşık aynı anlamdadır. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:
(Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife yaptık.) [Sad 26]

(Sizi yeryüzünde halifeler yapan Odur. İnkâr edenin zararı kendinedir.) [Fatır 39]

Bu konudaki hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdil sultan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir.) [Beyheki]

(Neslimden gelecek olan Mehdi, Allah’ın halifesidir.) [Deylemi, Hâkim]

(Emr-i maruf ve nehy-i münker yapan Allah’ın ve Resulünün halifesidir.) [Deylemi]

(Sünnetimi ihya edip yayan halifemdir.) [İ.Asakir]

(Sultan, yeryüzünde zıllullahtır.) [Taberani]
Zıllullah, Allahın gölgesi demek değildir, Allahü teâlânın emirlerini tatbik etme yetkisine sahip halife, vekil demektir.

Allahü teâlâ, hüküm koyması için Resulüne yetki vermiştir. Artık Resulünün koyduğu hükümler, beşeri kanunlar değil, ilahi hükümler olur. Müctehid âlimler de, Resulullahın vekilleridir. Onlara ictihad etme yetkisi verilmiştir. Bu farklı ictihadların rahmeti ilahi olduğu da açıklanmıştır. Bu bakımdan, Resulullahın hükümleri gibi, müctehidlerin her biri rahmet olan farklı ictihadları, ilahi hükümlere zıt kabul edilmez; çünkü ahirette Allahü teâlâ, insanları onların bildirdiği hükümlerle hesaba çekecektir. Şafii mezhebindekine, (Deniz haşaratını niye yedin), Hanefi mezhebindekine de, (Karşı cinse dokunduğun halde niye abdest almadın) diye sormayacaktır. Böyle olunca, onların koyduğu hükümler beşeri olmaktan çıkmakta, Allahü teâlânın emrine uygun gelmektedir.

Güzel bid’at olmaz
Sual: Bu millet niye çeşitli sapık gruplara bölünmüştür?
CEVAP
Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) [İbni Mace]

Demek ki, asr-ı saadetten uzaklaştıkça ilim azalacak, cehalet çoğalacaktır. Cahillik çoğalınca da, sapıklar türeyecek, halkı sapıtmaya çalışacaklardır. Sünneti bid’at gibi gösterecekler, bid’atleri de sünnetmiş gibi cilalayıp halka sunacaklardır. Yani hakkı bâtıl olarak gösterecekler, bâtılları hak olarak sunacaklardır. Böyle yapılınca da, o milletin sapıtması kaçınılmaz olur. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Hidayete kavuşan hiçbir topluluk, hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermeye çalışmadıkça, dalâlete düşmez, yani sapıtmaz.) [Tirmizi]

Onun için sünneti ve bid’ati iyi bilmeli. Yaptıkları sapıklıklara, kılıf bulmak için, (Güzel bid’at) diyenlere karşı uyanık olmalı. İbadetlerde değişiklik olmaz, ibadeti daha güzel hâle getiremeyiz. Bu şu demektir: (Allah bu ibadeti eksik emretmiş, doğrusu böyle olur) anlamına gelir. İbadette güzel bid’at olmaz. İmam-ı Rabbani hazretleri bunu Mektubat'ında güzel açıklıyor. Allah ve Resulü iyi bilememiş de, biz mi daha iyisini bileceğiz? Değişiklik yapmaya ne hakkımız vardır? Âdetlerde güzel bid’at olur, bunun mahzuru olmaz. İbadette güzel bid’at olmaz. Teknolojideki yenilikler âdetler içindir, teknolojinin ilerlemesiyle ibadetlerde değişiklik olmaz. Mesela namaz kılıp bunu videoya alıp, namaz vakti gelince bunu seyretmekle namaz kılınmış olmaz. Kasete alınan Yasin-i şerifi kabre götürüp çalmakla, ölüye Yasin okunmuş olmaz. İbadete sokulan bütün aletler bid’attır. Peygamber efendimiz, (Her bid’at sapıklıktır) buyuruyor. (Müslim)

Daha iyi olur sanmamalı, her çeşit değişiklikten çok sakınmalı.
10
İtikadi mevzular / Bidat nedir ne değildir
« Son İleti Gönderen: Reyyan 14-Mayıs-2012, 22:27 »
Bid’at nedir, ne değildir

Sual: Bid’at nedir?
CEVAP
Bid'at, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya âdette olur veya ibadette olur.

Âdette bid'at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz. Âdette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği hadis-i şerifle bildirildi. (Tirmizi)

Fen ve fen bilgileri dinde bid'at değildir. Fenni buluşlara sahip çıkmak, dinimizin emridir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor. (Mevduat-ül-ulum)

İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid'at karıştırmak büyük günahtır. Bid’ati sünnet diye işlemek haramdır. Bunların hepsini din diye, ibadet diye uydurmak veya dinin önem verdiği şeyleri dinden ayrıdır, din buna karışmaz demek bid'attir. Bid'atlerin bazıları küfür, bazıları büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Her bid'at sapıklıktır) buyuruldu. (Müslim)

Bid’at çıkaran, dinde noksanlık görüp bazı hükümleri değiştirmeye, yeni hükümler koymaya çalışır. Sahih hadisleri uydurma zanneder, İslam âlimlerini beğenmez. Bid’at ehli kibirlidir.

İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Kibrin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur: Büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak, onun tahtına oturup emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allah’ın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.

Bid’atin de hırsızlık, katillik, fahişelik, içki içmek gibi haramlardan daha büyük olmasının sebebi budur. Günah işleyen kimse, Allah’ın emrine isyan etmiş olur, büyük günah işler. Fakat bid’at çıkaran kimse, Allah’ın, Resulünün ve Resulullahın vârisleri olan âlimlerin bildirdiği hükümleri beğenmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor. Yani Allah adına, Resulü adına hareket ediyor, hatta onları beğenmeyip kendi görüşünü din gibi ortaya koymaya çalışıyor. Bu bakımdan bid’at ehli, hırsızdan, eşkıyadan, katilden daha büyük günah işliyor. İşte bunun gibi sebeplerden dolayı Peygamber efendimiz, (Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir. Onlara karşı cihad, kâfirlerle cihad gibi önemlidir) buyuruyor. (Deylemi)
Sayfa: [1] 2 ... 10
siteler: lugat | blog | elternverein